Bu yazımızın konusu; mahkeme kararının henüz kesinleşmeden icraya konulması halinde borçlunun, mahkeme kararı kesinleşene kadar icra takibini durdurabilmesi için başvuracağı bir hukuki yol olan, uygulamada tehir-i icra olarak da bilinen ve İİK 33 ve 36 maddelerinde düzenlenen “icranın geri bırakılması” müessesesidir. Yeri gelmişken tehir kelimesinin; ertelemek, geri bırakmak manasında Arapça kökenli bir kelime olduğunu belirtmek isteriz.
Esasen icranın geri bırakılması, yalnızca mahkeme kararının istinaf/temyiz edilmesi sebebiyle değil, itfa (ödeme), imhal (süre) ve zamanaşımı sebepleriyle de uygulanabilmektedir. Ancak bu yazıda bu sebeplere değinilmeyecek olup ayrı bir çalışmada incelenecektir.
İlamlı icra, takibin bir mahkeme ilamına (kararına) veya ilam niteliğinde olan başkaca bir belgeye dayandırıldığı icra takip türüdür. Kural olarak mahkeme kararları kesinleşmeden icraya konulabilir. Kesinleşmeden icraya konulamayacak kararlar ise istisnaidir.
Eğer alacaklı, elindeki mahkeme kararı kesinleşmeden icra takibi başlatacak olursa ve borçlu da bu mahkeme kararına karşı kanun yoluna (istinaf veya temyize) başvurduysa icranın geri bırakılmasını isteyebilecektir. İşletilecek prosedür ana hatları ile şu sırada olacaktır;
- Öncelikli olarak borçlu, takibe dayanak olan mahkeme kararına karşı, kararı veren mahkemede süresi içerisinde kanun yoluna başvurmuş olması gerekir.
- Borçlu, icra dairesinden takibe konu kararı istinaf/temyiz ettiğini beyanla icra mahkemesinden icranın geri bırakılması kararı almak üzere kendisine süre verilmesini ister. Uygulamada buna “mehil talebi”; icra dairesinin borçluya verdiği süreye ilişkin belgeye de “mehil vesikası” denir.
- İcra dairesi borçluya süre vermeden önce karara karşı kanun yoluna başvurulduğunu mutlaka teyit edecektir. Bunun için borçlu, kararı veren mahkemeden talepte bulunmalıdır. Talebinde, ilgili icra dairesini belirterek karara karşı kanun yoluna başvurduğunun icra dairesine bildirilmesini isteyecektir. Mahkeme, talep doğrultusunda icra dairesine UYAP sistemi üzerinden istenilen yazıyı gönderecektir. Bu yazıya uygulamada “derkenar” denmektedir.
- Daha sonra icra dairesi, icra dosyasında borcun tamamını ve üç ay sonrasına kadar işleyecek faizini hesaplar. Uygulamada buna “dosya hesabı” veya “kapak hesabı” da denmektedir.
- Borçlu, yapılan dosya hesabında belirtilen tutarı (dosya borcunu) teminat altına almak zorundadır. Böylece alacaklının alacağı güvence altına alınarak hakkı korunmuş olur. Ayrıca bu şekilde, kötü niyetli borçlulara da engel olunmuş olur.
- Borçlunun dosya borcunu teminat altına almasının mevzuata göre birçok yolu bulunmaktadır;
- Borçlu, mahkeme kararı (genelde olduğu gibi) bir paranın ödenmesine yönelikse dosya borcunu bizzat para olarak dosyaya yatırabilir,
- Mahkeme kararı bir eşyanın teslimine yönelikse o eşyayı resmi bir mercie (yediemine) teslim edebilir,
- Dosya borcunu karşılayacak hisse senedi, tahvil, taşınır veya taşınmaz rehni, güvenilir banka kefaleti (teminat mektubu) gösterebilir.
- Borçlunun dosya borcunu karşılayacak miktarda malı haczedilmişse bu da alacaklının alacağını teminat altına almış sayılır.
- Yukarıda teminat için borçluya tanınan tüm haklar belirtilmiştir. Ancak teminat için hisse senedi, tahvil, taşınır veya taşınmaz rehni, banka teminat mektubu gösterilecekse bunların, alacağı karşılayıp karşılamadığı, güvenilir olup olmadığı icra mahkemesince incelenip onaylanması gerekir. Borçlunun malı haczedilmişse ve borçlu bunu teminat olarak göstermek istiyorsa; mesela bir taşınmazı haczedilmişse o taşınmazın değerinin bilirkişi raporu ile kıymeti takdir edilmeli ve dosya borcunu karşılayıp karşılamadığı yine icra mahkemesince onaylanmalıdır.
- Uygulamada yukarıda sayılan teminat yöntemlerinden en sık tercih edilenleri; dosya borcunu bizzat para olarak depo etmek veya banka teminat mektubu sunmaktır. Ancak az önce de söylediğimiz gibi teminat mektubu getirilmesi halinde bu teminat mektubunun uygun olup olmadığı, icra mahkemesince onaylanmak zorundadır. Teminat mektubu, dosya borcunu tamamen karşılıyorsa ve teminat bir süreye bağlı tutulmadıysa uygun olduğu varsayılır.
- İcra dairesi, dosya borcu teminat altına alındıktan sonra borçluya uygun bir süre (mehil vesikası) verir. Verilecek sürenin miktarı kanunda belirtilmemiş, icra müdürünün takdirine bırakılmıştır. Ancak uygulamada genelde 90 gün verilmektedir. Borçlu bu süre içerisinde icra mahkemesinden icranın geri bırakılması kararını alıp icra dosyasına sunması gerekir. Ancak verilen sürenin başlangıç tarihine dikkat etmek gerekir. Bazen takibe dayanak mahkeme karar tarihinden, bazen de mehil vesikasının verildiği tarihten itibaren başlatılmaktadır.
- Borçlu, kendisine verilen süreyi belirten belgeyi, icra takibinin yapıldığı yer İcra Mahkemesi’ne sunarak, takibe konu karar kanun yolundan dönene kadar icranın geri bırakılması talep eder.
- İcra mahkemesi, şartların sağlandığını kontrol ettikten sonra icranın geri bırakılması kararı verecektir. Borçlunun bu kararı icra dairesine sunması gerekecektir. İcra mahkemesinden kararı alırken bir de karar harcı yatırılması gerekir. 2022 yılı itibariyle yatırılacak karar harcı 80,70 TL’dir. Ancak uygulamada hatalı olarak hala 133,00 TL alınmaktadır. (492 sayılı Harçlar Kanun/(1) Sayılı Tarife/(A) Yargı Harçları/III Karar ve İlam Harçları/2. Maktu Harç/a ve c)
Yukarıda anlatıldığı şekilde nihayet icra “geri bırakılmış” olacaktır. Takibe konu karar üst mahkemeden (kanun yolundan) onanırsa alacaklı, borçlunun dosyaya yatırdığı paranın kendisine ödenmesini; eğer borçlu teminat mektubu sunmuşsa teminatın paraya çevrilmesini ve neticede dosyaya gelecek paranın kendisine ödenmesini isteyebilecektir. Ancak karar üst mahkemeden bozulursa/kaldırılırsa bu durumda da borçlu, icra dosyasına depo ettiği paranın; teminat mektubu vermişse teminat mektubunun kendisine iadesini talep edebilecektir.
Eğer borçlu, icranın geri bırakılması kararı almamışsa ve alacaklı, icra dosyasından borçlunun mallarını haczettirebilir, sattırabilir ve alacağını bu suretle alabilir. Bu sırada üst mahkemeden takibe konu mahkeme kararı bozulursa/kaldırılırsa ve dolayısıyla borçlunun, borçlu olmadığı veya daha az borçlu olduğu ortaya çıkarsa bu durumda borçlu “icranın iadesi” prosedürünü işletmesi gerekecektir ki bu da ayrı bir yazımızda incelenecektir.
21/11/2021 Tarihli Değişiklik Öncesi Durum
İİK’da yapılan 21/11/2021 tarihli değişiklik öncesinde yukarıda bahsetmiş olduğumuz “icranın geri bırakılması” kararını icra mahkemesi değil, takibe konu mahkeme kararını inceleyen üst mahkeme (Yargıtay veya Bölge Adliye Mahkemesi) vermekteydi. Borcun ödendiği, süre verildiği veya zamanaşımına uğradığı gibi sebeplerde ise icranın geri bırakılması kararını şimdi olduğu gibi yine icra mahkemesi vermekteydi. Yani ikili bir durum vardı. Yapılan düzenleme sonrasında her ne sebeple olursa olsun, icranın geri bırakılması kararını icra mahkemesi vermektedir.
Ana hatları ile anlatmaya çalıştığımız icranın geri bırakılması prosedürü, işlemlerin karışık olması ve bir gecikme veya hata olması halinde telafisi güç zararlara sebebiyet verebileceğinden sürecin titizlikle takip edilmesi ve mümkünse bir avukat yardımından faydalanılmasını tavsiye ederiz.
Bir yanıt yazın